Sessizdi evi, hala yorgun hissediyordu kendini
Açtı gözlerini ışıksız, mat bir hayata,
Masada yarısı boş bir bardak ve bir küllük;
Küllüğünde gecenin esareti birde hafif duman…
Kalktı yataktan ve lavaboya gitti doğruca
Göründüğü gibiydi, ifadesi karmaşıktı aynada,
Zamanı geldi, eskimiş paltosunu aldı koluna
Ve çıktı o beton yığınından hızlı adımlarla
Sol cebinden bir sarma sigara çıkarıp yaktı
Suyun altından yeni çıkan bir insan gibi
Derin ve dumanlı bir nefes aldı sigarasından
Adımları daha da hızlandı ve sahile vardı
Güneş yeni yeni uyanıyordu, sarhoş geceden,
Boş bir bank bulup oturdu, gözleri güneşte…
Bir el hareketiye uzaklaştı dudaklarından
Son demindeyken sarma sigarası…
Gömleğinin cebine bakındı, bir şey aradı
Sonra belirdi elinde bir sayfa ve bir kalem
Yazdı; kimsenin umrunda olmayan herşeyi
Bir kadın, bir ev, kendine ait bir parça toprak…
Dua eder gibi yazdı, sayfanın sonuna da amin dedi
Ve katladı sayfasını usta ellerle; gemi yaptı
Marmara’nın dalgalarına bıraktı, izledi…
İlerledi ağır ağır tüm kelimeleri, bütün dilekleri
Sürüklendi tanrıya kadar bütün içtenliği…
Bir hışımla kalkıp uzaklaştı oradan, döndü evine
Astı paltosunu, oturdu, yaktı bir sigara daha;
Daldı derin hayallere, uzanırken taş küllüğe
Marmara’nın kollarındaydı artık düşünceleri
Ama o dayanamadı, uzandı çekmeceye eli;
Zihni bulanık halde kendini yatağına atıp
Her gece hap alırdı o, yastığına kapanıp…
Teber 2010