Bugün saat 17:00′a kadar iş güç vesaire ile zaman geçirdik.Sonra iş makinalarının motor yağlarını falan değiştirdik.Tam eve gidiyordum ki gözüme bir pırıltı çarptı.Yavru bir serçe uçmaya çalışıyor; her denemesinde biraz havalanıp yere idüşer gibi oluyor, böyle yavaş yavaş ilerliyordu: Görünce kedi gibi dikkat kesildim.Hafiften hafiften menzile sokuldum bir çita gibi…Yanına kadar geldim, bir-iki adım anca vardı aramız.Sonra bir hamle yaptım tutmak için, oda kaçmak için kanat çırpı aynı anda ve kaçtı iki adım ileriye doğru…Bu sefer koştum ve anında yakaladım…Ben yakalarımarkadaş, deneyimimiz var.Serçeyi tuttuğum anda aklıma küçüklüğüm geldi, ne günlerdi be:)Kardeşim Ege‘de beni görünce koşa koşa yanıma geldi, serçeyi gösterince öyle bir sevindi ki anlatamam…Sonra mahallenin çocukları etrafımı doldurdu serçeyi görmek için.Çocuklar biraz serçeyle eğlendiler, sonra eve götürdüm anneme gösterdim.Annem acıyarak ‘oğlum bırak daha yavruymuş, sen öyle küçük olsan, seni yakalasalar…‘ diye başlayan klişe lafı söylemeye başlayınca direk odama gittim :) Odada biraz serbest bıraktım; baktım garibim pencereye doğru yöneliyor ama pencere kapalıydı: O bunu cama kafa atınca anlamış olmalı ama dışarı çıkma konusunda ısrarlıydı; sürekli cama çarpıyordu.Tekrar tutup resmini çektim, güzel bir anı oldu =)

Sonrası…
Biraz işim vardı dışarıya çımıştım, döndüğümde haberi Ege’den aldım: Annem serçeyi dışarıya salmış.İnanamayabilirsiniz ama aynı serçe olup olmadığını bilmiyorum, bir kuş daha yakaladım sonra.O da yavruydu, belki de ilk tuttuğum kuştu, kimbilir…Ama bu yavru serçeyi kendim saldım; uçamıyordu, bu yüzden bizim gül ağacının dibine bıraktım.Şimdi kimbilir hangi kedinin kalınbağırsaklarında ilerliyordur…